21 Haziran 2011 Salı

STOCKHOLM SENDROMU










Stockholm sendromu, zor ve zorbalık ortamında, hak ile batılın arasında, insanını içine düştüğü durum. Nasıl adlandırılırsa adlandırılsın, bu bir durum tespiti değil mi? Adalesizlik ve zorbalık karşısında, eylemin muarızları tarafından tasvip ve tasdik edilmesi. Genel bir olayın spesifik bir olayla izahıdır, “Stockholm Sendromu”.



Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’de de bu tür genel olumsuzluklar, haksızlıklar, zorbalıklar, adalesizlikler veya sapkınlıklar ile ilgili özel izahlar, açıklamalar veya darb-ı meseler vardır, ayetlerde. Bu tür durumlarda sesiz kalan, hatta tasdik ve tasvip edenlerin çoğaldığı ve çoğunluk olduğu, mutlak hakimiyetlerinin artığı toplumların helak edildiği yazmaz mı? Halk her zaman haklı değildir, haklılık haktan yana olmaktır.



Müşriklerin zulümleri yüzünden Mekke’de barınamayan Müslümanlar, Hz. Peygamber (s.a.s) ile birlikte Medine’ye hicret etmediler mi? Zulüm karşısında sessiz ve tepkisiz mi kalsalardı onlarla birlikte mi hareket etselerdi. Zulüm ve haksızlık karşısında mutlaka yapılacak bir şey vardır. Hicret budur işte, Stockholm Sendromu ise hicret edecek basireti gösteremeyenlerin hastalığıdır.